|
Ali
Ömer Akbulut: Şeref konuğu Cahit Zarifoğlu bahçeye vasıl
oldu; bahçeye bahar geldi. “Yarım Ağaçlar” çiçeğe
kesti yeniden. Bahçe sahibi durumdan memnun mu?
Ömer
Erdem: Açık söyleyeyim, ödülü esasında problemli bir kavram
olarak görüyorum. Kaldı ki, hiçbir hakiki şair, ödül karşısında
çekinceli davranmaktan alamaz kendisini. Çünkü ödül, şiirin
amacı değildir. Şiir, dil ile insana ulaşmak, oradan ruhsal
bir zenginleşme kanalı açmak ister. Ödül, şairden ziyade
şiirin çevresine karşılık gelir. Eğer ödül, bir edebiyatın
çevresini genişletip varlığının özünü derinleştirebiliyorsa
görevini de yerine getirebiliyor demektir. Ödülde her vakit
isabet olmayabilir. Zamanla ortaya çıkar isabet. Fakat,
ödül veya ödüller kurumlaşabilir, edebiyat dünyasının dinamikleri
arasına katılabilirse bundan sevinç duymak gerekir. Hele
bizim edebiyatımızın önem verip dikkat etmesi gereken bir
konusudur bu.Benim bakışım böyle. Ama sevindim tabii. Niye
sevinmeyeyim..Galiba en çok da sayısı az da olsa bu şiirin
okurları mutlu oldu.
AÖA.: Öncesinde
Cahit Zarifoğlu’yla bizzat muhabbet etme imkanınız
olmuş muydu? “Varak-ı mihr ü vefanız”da ona
açılmış bir sayfa var mı?
ÖE.: Maalesef, Cahit Zarifoğlu
hayatta iken görüşemedik. Buna hep hayıflanmışımdır. O günün
şartları içinde bu mümkün olmadı.
AÖA.: Siz de
Zarifoğlu’nun bahçesine konuk oldunuz mu? Zarifoğlu’nun
bahçesi nicedir?
ÖE.: Cahit Zarifoğlu’nun
mezarına gittim ödül açıklandıktan sonra.. Bahar her yandan
fışkırıyordu. Zaman zaman giderim… Konuşuruz... Bir köşeye
oturdum... O vakit şöyle düşündüm, bir gün senin mezarına
da aşkla genç bir şair gelecek mi?
AÖA.:
“Konuğunuz adına gelen armağan”
sebebiyle “akla gelebilir” diye soruyorum; Ömer
Erdem şiirinin Cahit Zarifoğlu şiiriyle kesiştiği, çakıştığı
noktalar var mıdır? Bu iki şiir arasında akrabalıklar bulunabilir
mi?
ÖE.:
Bir defa ben, Zarifoğlu şiiriyle geç tanıştım. Bunun değişik
sebepleri var. Necip Fazıl okudum önce..İlk şok odur. Buna
Sezai Karakoç eklendi. Ki apayrı bir ruh atmosferidir.. O
yüzden başlangıçta israrla okuyup, dünyasına dahil olup,
özellikle şiir yazma tekniği bağlamında etkilendiğim bir
şair olmadı Zarifoğlu. Belli bir süreçten sonra, çok özenli
dikkatlerim sonucu bir dağ tırmanışını andıran sürprizler
içinde onu duya duya, her adımını kemdim yapa yapa buluştum.
Şiirin neliği hususunda onda çok incelikler keşfetmişimdir.
Bir şairin şiiri, değişik zamanlarda sizi çağırmaz ise onunla
akrabalığınız ve bağınız biter. Ben kimi şiir içi rapitlerimin
onunla akraba bulunabilirliğini görüyorum. Bu bir adrenal
yaratıyorsa bütün şairler akraba olurlar.
AÖA.: Cahit Zarifoğlu
birçok alanda ürün vermiş birisi. Ancak onun asli uğraşı
tereddütsüz şiirdir. Zarifoğlu’nun şiirini nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÖE.: Kanımca Zarifoğlu’nu
yaşatacak olan özellikle bizim Türkçe şiirde alıştığımızın
dışında kelimenin sona doğru akan mantığını büyük bir maharetle
öne hatta görükmeyecek derecede öne çekebilmesidir. Müziği
notalara akıtırken notayı bir teknik kapak haline dönüştürüvermesine
benzer bu. Zor ve anlaşılmaz bulunmasının nedeni budur.
Fakat bunu hasbi ve plansız yaptığı için kült olabilir ama
kök gibi hayat doludur. Ayrıca I.Bachmann’ın ısrarla
vurguladığı yaratıcı acı, onun şiirine çağdaş insanın trajik
kaderi olarak estetik bir yapılanma olarak akmıştır. Birey
olarak yerli olması da bu acıyı tarihi ve kültürel açıdan
anlamlı kılmaktadır. Onun şiiri zamanla modern şiirimizin
değerli örneklerinden birisi olarak yaşayacaktır.
|