Herkese merhaba...
Biliyorum bir şair söylediklerinden çok
şiirindedir. Şiir üzerine söylenilen sözler kişiseldir ve
zamanla hem eskiyebilir hem de tadil gerekebilir. Fakat
ben yine bugünün anısına birkaç cümle sarfetmek niyetindeyim.
Şiiri hep bir varolma
meselesi olarak gördüm.
Bu sebepten insanın dünyada bulunuşundaki mucizeyi dilden
başka aydınlatacak bir değer tanımıyorum.
Her yeni şiir yazdığımda adeta yeniden yaratıldığımı duyarım.
Bu okuduğum her hakiki şiir karşısında da geçerlidir.
Ve dile dayalı bir sanat olarak şiir, bizim her an tekrarlanmakta
olan varoluş döngümüze şair tarafından basılan mührün adıdır.
Çevremizde görüp görmediğimiz ne kadar fiziksel ve fizikötesi
olgu ve gerçeklik varsa onları kavrayamadığımız, ruhlarına
nüfuz edemediğimiz vakit derin bir cehaletin içindeyiz demektir.
Şiir ruhsal cehaletimizi, insani karanlığımızı aydınlatır.
Eğer bu bir tür bilgi ise ölçülüp aktarılamayan ancak kendi
özgüllüğüyle yaşanabilen bir bilgidir.
Dil büyük bir dünya olarak kelimelerden oluşur.
Kelime şiir yoluyla varlığı durmaksızın doğurur, onu besleyip
onarır ve can verir. Ve varoluş, varlıklar ve onların çevresi
bütünüyle aklın imkanlarıyla kuşatılamaz.
Akıl, kelimenin verileriyle sınırlar kendisini. Mantık gibi
en azından kendisini sürekli frenleyen bir reflekse sahiptir.
Oysa, şiir, kelimenin verili imkanlarının ötesine geçer,
akla elindeki kırbaçla yol gösterir ve onun üstünde sezdirme
yoluyla hem varlığın özüne hem de insan gönlüne sınırsızca
açılır.
Şairlerin özgünlüğü de buradadır. Onlar sebepsiz ve
cüretkardırlar.
İnsanın içindeki ebedi dönüşüm iştiyakı, kendi giderilesi
yabancılığı ancak şiirin yüceltici dokunuşu ile giderilir.
Şiiri kutsala yaklaştıran da budur. Kutsal da değişkenler
içindeki sürekli olanı söylemez mi bize. Şiir
her dilde, her devirde şairler vasıtasıyla insan olduğumuzu
ve tek tek insanlığın bütün değerlerini taşıdığımızı hatırlatır.
Yaşadığım coğrafya,
zaman ve ruhsal bağlarımı atlamaksızın duyarlıklarımın şiir
katından sesleniyorum;
bireyler olarak kendi hakikatimizden koparıldık.
Hayretlerimiz, aşkımız, kadınlığımız, erkekliğimiz,
bulunduğumuz yerle kurduğumuz maddi ve manevi bağlılıklarımız,
kısacası varlık vahşice yok edildi. Üstelik biz, kakafonik
bir tepkiciliğin kısır atmosferi içinde günlük hayatın mecburiyetlerinin
mahkumlarıyız.
Bilirsiniz...
Kutsal kitaplarda insanlık ulu bir ağaca benzetilir.
Ve orada her insan aynı yüceliğin bir parçasıdır .
Hayat, bu bütünlükte,Tanrının insana vaadi değil bahşettiği
bir armağandır.
Ve bu armağanın tacı dildir.
Aksi halde varlık nesneleşir ve bir alt kategoriye düşerdi
ontolojik olarak.
İnsan dil ile soyut bir tasavvur olmaktan çıkıp özgür bir
varlık halini alır. Ne var ki dilini yaşayamayan insanın
özgürlüğü de elinden alınmış demektir.
İnsanın özgürlüğü kendi saflığına döndükçe mümkündür.
O yüzdendir ki şiir, dilin en saflaşmış hali olmalıdır.
Eğer şiir, başta ifade ettiğim varoluş çizgisinde saflık
idealiyle yürüyecekse önce bu söylediklerime duyarlı olmalıydı.
Ve bu duyarlığı bizim şairimiz Türkçe'nin en yalın
ve doyurucu gücüyle akıtmalı şiire. Şiir, bir kuş ekmeği
yada bir bardak çay misali yalın bir gerçeklik kazanmalı
bugünün insanının hayatında.İşte hayatın ışığı o zaman değişecektir
diye düşünmüşümdür çokça.
Fakat çağdaş dünyanın yaratılıştaki saflığın mayasına yeltenerek
insanı arada bıraktığını söylemeliyim.
Ve insan sözünü ettiğim o ulu ağaçtan döküldükçe hakikatini
yitiriyor. Umutsuzluk büyüyor, kopuşun önüne geçilemiyor.
Bu bölünmüşlük, bu yarımlık, insanlığın büyük acısı olduğu
kadar umududur bana göre.
Şiir bunu görebilir çünkü.
Şair konuştukça,
dil, yani kurtuluş ışığı sürekli ışıyacak demektir.
Şair, bugünün dünyasında gerektiğince kulak kabartılmayan
bir şahsiyet olarak görülebilir. Ona düşen bütün bunların
farkındalığı içinde bir gelecek kurucusu şuuruyla dille
olan irtibatını bütün yaratıcı yalınlığı içinde sürdürmek,
sakince fakat ruh diriliğiyle ve sürekli bir yeni doğuş
müjdesi getirerek yazmaktır.
Son kitabım Yarım Ağaçlar'ın duyarlık katmanlarında
bu sözlerimin karşılığı olmalıdır.
Sevgili dostlar..
Cahit Zarifoğlu açık söyleyeyim benim şiir yazmaya başladığım
ilk yıllarda etkilendiğim bir şair olmadı. Bu yüzden şiir
tekniği bağlamında esinlenmedim ondan. Ne var ki zamanla
onun şiirine yöneldikçe "şiirin neliği hakkında
çok kıymetli incelikler öğrendim. Bu şiirin neliği, her
okuyuşumda dünyaya sızmış kutlu ve esaslı bir acı olarak
iliklerime, beynimin en uç noktalarına kadar yayılıyor.
Estetiğe kavuşmuş söylemi bence onu çağımızın en değerli
şairlerinden birisi yapıyor. Şiir nedir ve şair kimdir sorusuna
muhatap olsam bütün kalbimle vereceğim cevaplardan ilki
olacaktır Cahit Zarifoğlu. Kendisiyle dünya yüzünde bir
kez bile karşılaşamadık. İçimden bir ses eğer yaşasaydı
dost olabilirdiniz diye söylüyor. Fotoğraflarından okuduğum
Zarifoğlu gözlerine ve tutumuna yakışan halesiyle bana benim
gözümle çok yakın akrabadır ve bazen şehirde beraber dolaştığımızı
duyarım. Bir de şu var, Necip Fazıl'ı tanıdığım vakit bir
lise öğrencisiydim ve beynimde bir yangın çıkmıştı. Sezai
Karakoç ile karşılaşınca ise ruhum büyük bir ruhun ebedi
mıknatısına kapılmıştı. Cahit Zarifoğlu'nu ise bir dağ
gibi kendi etkimle tanıdım ve bu tanımanın etkisinden
bir kalb bahçesi kurdum. Onunla en çok ne yapmak isterdiniz
diye sorsa biri galiba, sırtımızda tüplerle bir denize dalmak
ve dünyanın tavanına suyun dibinden bakmak isterdim derdim.
Bunlar olamaz fakat bu ödülle kader, güzel bir jest yaparak
beni onun isminin yanına koymuş bulunuyor.
İzninizle onun çok
sevdiğim bir şiiriyle sözlerimi bitireyim.
..::.:.:
S ..:.::..
İşte
doğa işte ben
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz
İnce ağızlı kelebek sancağımda
Çekirge dikkatli
Serçekuş
Gagası avucumda
Tablomuz
hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular
Tam yol kavşağında
Yerlerini aldılar
Kaslarından
yayılıyor bana
Eğilip almanın
Bulup koparmanın değeri
Tilki
göz kırpıyor
MevlanaÕdan bir deyiş aktarıyor kartal
Şahin yarı yoldan dönüyor
Güvercin rahat bir nefes alıyor
Alçalıyor
Ve konuyor kanıma
Tablomuz
resmimiz tamam
Kimse eksik
Kimse fazla değil
Bir sensin beklenen
Bu
sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin
Bir
pars mısın sen !
Defter arasında kurumuş yaprak mı
Bir ses
Bir ne
Kolay
değil
Doğanın ortasında
Hayvanlarım tırtıllarımla
Kalın gövdeli ağaçlar
Birbirine girmiş sarmaşıklar
Bu hürriyetler arasında
Seni beklemek
Mavi
çocuk mavi ışık
Nerdesin
Yine bir bakış mı kaldı aklında
Yolunda Azeri kamalar
Yamyam halkalar
Ah hayır zor değil beklerim daha
Doğa
hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende
Biliyorsun suçlu olan saçların
Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil
Güneş
yerini aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda
Derken
Bir telefon meleklerin
Odaklandığı küreden
Anlattım
ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı
Ya sevmek olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan
Tabiat
sönüyor şimdi
Kaplanlar
Gerçek kimliğine dönüyor
Tilki
ürke
Aslan geyik avında
Şimdi
korkularımla
Başbaşayım
Kum saati
Devrilmeyecek bir daha
|