| |
| |
âsanın kimin elinde olduğunu ancak 'mürşitsiz halvete' giren 'şâirler' dert edinir. zira şiir, hayalden beslenir, hayal de gayb ve şehadet alemleri arasında aracı bir alemdir. iki kara arasındaki gemi gibi. âsa şairin elinde değildir, o ancak âsasıyla denizde yol açan 'sâhib-i kelamın' yolundandan ilerleyebilir. zira mürşitsiz halvette açılan kapılardan nelerin gireceği belli olmaz.
|
|
|
| |
şiir şiir şiir... varlıkla yokluk gibi. şiir ya da saf şiir var mıdır? ya da asayı tutan şiire hükmedebilir mi? asayı tutmak şiiri tanımlamak ve şiir budur demek için yeterli mi ya da kime göre yeterli... asa elimde olsaydı şiiri aşağılamaz şairleri silerdim kumun üzerinden...
|
|
|
| |
asa hep yüreğin elinde. aklın serdiği barikatlara rağmen. ruhun ve kalbin bir kurşun -kurşun değil- bir serçenin korkuyla sarıldığı bir ağaç dalı gibi tutunduğu asa hep yüreğin elinde.
rahmetli zarifoğlu ne yaptığını biliyordu. kalbiyle yürüyebilmek için savaştığını düşünüyorum. şiirini kapalı tutmasındaki mana nedir bilmiyorum ama sesindeki berraklık bence ne yaptığını bilen insanların şanıdır. |
|
|
| |
Ey kervanın berisinde kalmış , telleri kopuk kaval ve ey yağmurların ıslattığı çıplak ağaçların gökle sevişen dalları , zaman çelişkiye gebe kaldığında ne yapmalı? |
|
|
| |
|
|
| |
ASA KELİMELERİN HÜKÜMDARLARINDA MUHAKKAK.
SÖZÜN SULTANLIĞINA SOYUNANLAR ONLAR.
ŞİİR DAĞIN DORUĞU, FIRTINALARIN SÖNDÜREMEDİĞİ YILDIZLAR.
ASA SÖZÜN GÜCÜNÜN FARKINDA OLANLARDA. |
|
|
| |
asayı veren el geri almıştır; hadisenin özeti budur.
ama 1987 haziranına kadar zarif bir elde idi. |
|
|
| |
belki de kentin o ürkütücü betonluğuna karşı çölü evlerine taşıyanların ceplerindedir.
belki de "beyaz haberleri" ekmeğe olan saygımızı anlatır gibi anlatanlardadır.
belki asa'yı veren geri almıştır, ne diyebilirsiniz.
ne önemi var ki 87 haziranına kadar zarif bir eldeydi. |
|
|
| |
kökü burada olan bir ruhun asaya ihtiyacı yoktur.
asa köklerimizin buraya ait olmadığını bize hissettiren bir şeydir.
toprağa daha yakın,daha sadık. asa köklerine sahip çıkanların elindedir. |
|
|
|
| |
insan gönül kapılarını sevgiye açıp şiiri konuk ederse gönlüne,
işte o zaman ASA'nın kimde olduğu önemli değil bence.. |
|
|
|
| |
Cahit Zarifoğlu'nun şiiri üzerine bir inceleme çalışmasına
başlamak düşüncesindeyim. ürküyorum. ama bunu onun yazılarıyla hayatımda doldurduğu
boşluğa minnet borcu olarak addediyorum. siteyi inceledim.
ciddi inceleme yazılarına sıklıkla yer vermek gerekir acizane. bir de şiirlerini
tümü üzerine söylenenler geneli aşmada zorlanır sanırım. şiirlerindeki bir tema
üzerinde yoğunlaşılırsa daha doyurucu yazılar ortaya çıkar diye düşünüyorum. genel
bazda söylenenler zaten çoğunlukla konuşmalarında kendi verdiği ipuçları yardımıyla
söylenmiş cümleler ve biraz da türkiye deki ikinci yeni ve şiirdeki kapalılık
üzerine ahkam söylemin tekrarı gibi geliyor bana. bu üzücü. bu üstadın bağına
onun gönlünden destur alıp girmek gerek. destursuz giren tekmeyi yer bana kalırsa.
yani demem o ki onun yaşadığı nefs- ruh-korku-yakarış-umut duraklarını nefsen
yaşamış ve bunu ıstırap olarak hissetmiş kimseler yazsın. akademik çevrelerin
beylik cümlelerden öteye gitmediği görülüyor. |
|
|
|
| |